Gece Notları: İnsanın canavarlaşma dışında bir tarihi yoktur
Canavar
“Canavarlarla savaşan kişi dikkat etmelidir ki kendisi de canavara dönüşmesin. Çünkü uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da sana bakar.”
Friedrich Nietzsche, İyinin ve Kötünün Ötesinde, İş Bankası Yayınları, Çeviri: Mustafa Tüzel, Şubat 2017, İstanbul, sayfa 90.
Peki ya canavarla savaşan kişi zaten canavarsa ya da kendisini melek olarak gösteren bir canavarsa? Demem o ki, aslında herkes bir canavardır; herkesin içinde bir canavar vardır. Ama kendimizi melek olarak gösteririz. İnsanlara kendi canavarlarımızı melek maskesi altına gizlerken, başkalarının canavarlarını ortaya çıkarmaya, onları yenmeye, yok etmeye çalışırız. İşte yeryüzündeki yaşam aslında budur.
Belki de Nietzsche’nin dediği gibidir. Canavarla savaştıktan sonra canavar oldu insan, ama yine de kendisinin canavar olduğunun farkında değildir. Hiçbir insan saf ve temiz olamaz. İçindeki canavarın açığa çıkması sadece şartların olgunlaşmasına ve içinde bulunduğu duruma bağlıdır. Örneğin, tarihe bakalım; çoğu zaman siyasal iktidarı kim elinde bulundurursa, canavarlaşmaya başlar. Bunu ince ya da kaba yöntemlerle yapar, ama canavarlaşır.
Canavarların resmi geçidi
Gün geçtikçe, ister istemez ve aslında belki zaten canavardır o kişi. Ama iktidar, içindeki canavarı daha da azgınlaştırır, ortaya çıkarır. O kişinin hangi ideolojiye, hangi dünya görüşüne mensup olduğunun hiçbir önemi yoktur. Mikro iktidarlar da böyledir. İşte biz tarih laboratuvarına baktığımızda bunu görürüz: Canavarların resmi geçidi.
“Sizden başka canavar yok belki.”
William Golding, Sineklerin Tanrısı, Çeviri: Mina Urgan, İş Bankası Yayınları, 2025, İstanbul, sayfa 105.
Aslında biz insanlar, asıl ve en tehlikeli canavarız; ama hep karşımızdakini canavar yerine koyar. Kendimize ise en asil, en temiz, en derin duyguları yükleriz. Karşımızdaki canavar da bizi canavar yerine koyar; kendisinin canavar olduğunun farkında değildir, o da kendisini en temiz, en asil duygularla donatır. Dolayısıyla yani biz hem canavarla savaşırken, hem de ona boyun eğerken, canavarızdır.
“Koşullar elverişli olduğunda, kendisini normalde ketleyen karşıt ruhsal güçler ortadan kalktığında, saldırganlık kendiliğinden ortaya çıkıverir; insanı, kendi türüne karşı merhamet nedir bilmeyen vahşi bir canavar olarak ortaya çıkarır.”
Sigmund Freud: Uygarlığın Huzursuzluğu, Metis Yayınları, Çeviri: Haluk Barışcan, İstanbul, Aralık 2020, sayfa 19.
Öyleyse insan, sadece koşulların oluşmasını beklerken kendini tutan bir canavardır; iyi ve kötüyü aynı anda barındırır ve koşullar olgunlaştığında bunlardan birisini ortaya çıkarabilir. Ortaya çıkan bir canavar ne iyidir, ne kötüdür; -çünkü bunlar bakış açısına göre değişebilir- ama o bir canavardır.
Kendisini kim ve nasıl olarak görürse görsün, hangi ideolojiyi ve inancı savunursa savunsun, hiçbir şey onu canavar olmaktan kurtaramaz. Ve her zamanki gibi, dönüp dolaşıp tarihe baktığımızda bu canavarlaşma öykülerini çok sık görürüz. Kimine kahramanlık deriz, kimine ihanet; düşmanınınkini yalanlarız, kendimizinkini abartırız. İnsanın canavarlık tarihi dışında bir tarihi yoktur.
Erol Anar
5 Şubat 2025 tarihinde “erolanar.org”da yayınlanan “Gece Notları: İnsanın canavarlașma dıșında bir tarihi yoktur” bașlıklı yazımdan bir bölüm.
Görsel: Lukas_Rychvalsky, Pixabay.
İlgili bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Share this content:



Yorum gönder