Retrospektif Bakıș
Geçmişe dönüp bazen hayatımıza, onun içinde yer alan olaylara ve insanlara şu an bulunduğumuz noktadan bakarız. Ve o anlarda kendimizi ve gerçekliğimizi algılarken nasıl şaşkınlığa düştüğümüzü de görebiliriz. Çoğu zaman olayların ve insanların niyetlerinin arkasındaki gerçeğe yabancı olan saf o anki kendimizi görürüz. Ve dudaklarımıza hüzünlü bir gülümseme yerleşir.
İşte geçmişte bir mekânda kendimi görüyorum. Ve çevremde bazı insanlar var. Onların niyetlerinin ve benimle ilgili düşüncelerinin ancak şimdi farkına varıyorum. Bir film karesi içinde gördüğüm kişi, sanki ben değilim.
Herkes için geçerli olmasa da insan zamanla biraz olgunlaşabiliyor. Hatta bazen leb demeden leblebiyi anlayabilecek düzeye gelebiliyor. Yıllar sonra, o zamanki kendime yabancılaşmışım. Ama daha çok kendime yaklaşmışım diye düşünüyorum. İşte bu da hayatın paradokslarından birisidir.
Bazen sanki bir film izler veya bir roman okur gibi kendimize ve gerçekliğimize dalıp gideriz. Ve o zamanlar nasıl olup da gerçeğin farkına varmadığımıza şaşırırız. Bu tıpkı romanlarda ve filmlerde olduğu gibidir. Ama hayat bir romandan, bir filmden çok daha abartılı, saçma ve inanılmazdır.
Birey olmak
Birey olmak, dışarıdan kendimize yapılacak müdahalelere izin vermemektir. Aynı zamanda kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek ve ettirmektir. Bu, toplum içinde ve hatta sanal dünyada bile zor olabilir, çünkü sürekli olarak başkalarının gözetimi altındayız. Ancak birey olmak, bence, aynı zamanda mahallesiz olmak anlamına gelir ve bu da insanların size saygı duymasını sağlar. Kendinizi kabul ettirdiğinizde ve artık kendinizi kanıtlama ihtiyacı hissetmediğinizde, tek başınıza kalırsınız ve bu da insana güç verir.
İnsan, her şeyi ancak kendini de tanımaya başladığında tanır. Çünkü kendini tanımayan bir insan, hiçbir şeyi de tam olarak anlayamayacaktır. Denildiği gibi her şeyin kilidi ve anahtarı, insanın kendi içindedir. Yeter ki insan, onu kullanmayı bilsin.
“Birey’in gelişmesini asla istemeyen karanlık siyaset, sürekli gözetim ve denetim altında tuttuğu ‘sürü’den ayrılmak isteyenlere inanılmaz kertede merhametsiz davranmıştır.” (3)
Bireyin sürüden ayrılmasını ne devlet , ne de toplum affeder. Bireyin sürünün içgüdüsel olarak yaptığı otomatik davranışları tekrarlamaması ve artık kendi aklıyla düşünmesini cezasız bırakmazlar. Bu bir çeşit sürü ritüelidir. Sürü üyeleri kendi rutin ve ritüellerine uymayanlardan genellikle hoşlanmazlar.
Birey olmak hep denildiği gibi sürüden, sürülerden uzaklaşmaktır. O kadar uzaklaşmalıyım ki sürülerden, artık oradan kimse beni bir nokta kadar bile görememeli.
Erol Anar
“Gece Notları: İnsan her şeyi ancak kendini de tanımaya başladığında tanır”başlıklı ve 14 Kasım 2024 tarihinde erolanar.org’da yayınlanan yazımdan bir bölüm.
Görsel: grigioan, Pixabay.
Bu konuyla ilgili başka bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz
(1) Sabahattin Ali: “İçimizdeki Şeytan” içinde, Selim İleri, YKY Yayınları, Altıncı Basım İstanbul, Mart 2003, sayfa 7.
Share this content:



Yorum gönder