Doğrular ve Hakikatler
Doğrular ve hakikatler konusunda Nietzsche şöyle yazar:
“Ama benim doğrularım korkunçtur: Bugüne dek yalana doğru dediler çünkü.” [Nietzsche: Ecce Homo, sayfa 111.]
Bugün de aslında öyle; yalana hâlâ doğru diyorlar ve herkesin doğrusu bir başkadır. Herkes diğerinin doğrusunu yanlışlarken, kendi doğrusunu tek ve mutlak olarak dayatıyor, dayatmaya çalışıyor. Bir kez en başından, mutlak ve tek doğru, tek hakikat diye bir şey tanımıyorum.
Zaten bütün savaşların nedeni bu değil mi? Herkesin tek ve mutlak doğruyu kendi avucunda tuttuğunu düşünerek onu diğerlerine empoze etmesi.
Eğer birden çok doğru olabileceğine inanılsaydı, insanlar belki de çok daha barış içinde yaşayabilirlerdi bugüne dek. İdeolojik, inançsal, dinsel, kuramsal “doğrular” var ve bunlar empoze ediliyor. Diğer yandan bilimsel ve rasyonel doğrular da var. Herkes doğrusunu bir diğerinin kafasında kırıyor, ya da doğrusunu bir kılıç gibi kullanıyor.
Bana gelince, dünkü doğrularım bile değişirken, kendi doğrularımı şu an nasıl başkalarına dayatabilirim? Zaten “doğruları” dayatanlar da değişmez; bunlar mutlak, statik bir doğruya inananlardır. Benim öyle asla değişmeyen bir doğrum yok.
“Sessiz Çığlıklar”
Sessiz çığlıklardan söz edenler olmuştur. Sessizliğin bir sese sahip olduğu bilinir hep denildiği gibi, ama o sesi herkes duyamaz.
Şöyle yazar Tezer Özlü, “Yaşamın Ucuna Yolculuk” adlı kitabında “… İçimdeki her şeyi bağırdım, susmamla.”
İnsan, onu hiç kimse duymasa bile, bazen içindeki her şeyi bağırmak ister; her şeyi çığlıklarla, içindeki derin vadilerde yankılanan sessiz çığlıklarla dışarı atmak ister. Hiç kimse onu duymasa ve dünyanın en yalnız insanı olsa bile. Konuşmadan anlaşabildiğimiz insanlar ancak bizi anlar; onlar da sadece bir parça.
“Patika’ya giden sadece tek bir yol vardır; ‘Sessizliğin Sesi’ yalnızca bu yolun sonunda duyulabilir.” [H. P. Blavatsky, Sessizliğin Sesi, sayfa 51.]
Konuşarak söylenmeye gerek olmayan bir kelime, susarak söylendiğinde daha derin anlamlara sahip oluyor, eğer o insanlar o kelimeyi susarak aynı anda algılayabiliyorlarsa.
Erol Anar
5 Subat 2025 tarihinde “erolanar.org”da yayınlanan “Gece Notları: İnsanın canavarlașma dıșında bir tarihi yoktur” bașlıklı yazımdan bir bölüm.
Görsel: Mizter_X94, Pixabay.
Share this content:



Yorum gönder