Homojen Duvarlar
Çevremize şöyle bir bakalım, çevremiz tıpatıp kendimiz gibi düşünen insanlarla doludur. Ve dört bir yanımızı homojen duvarlar kuşatmıştir. Neredeyse nefes alamıyoruz.
Belki sanal dünyanın belki %80’i bu homojen duvarlarla çevrelenmiştir. İnsanlık mahallelere, ideolojilere, inançlara v.s. bölünmüştür. Çoğu insan en küçük farklılığı hazmedemiyor. Belki bu oran biraz değişebilir.
Ama duvarların içinde hep birbirimize benzeyen insanlarız ve kendimiz gibi düşünmeyen insanları izole ediyoruz. Zaman içinde çevremize farklı düşüncelerin giremediği homojen duvarlar örüyoruz. Sağda solda rastladığımız farklı düşünceler üzerinde ise bir an bile düşünmeye gerek görmüyoruz.
Çünkü kendimizin her konuda yüzde yüz doğru olduğuna inanıyoruz. Onları bir şekilde kendi dünyamızdan dışarıya atıyoruz. Bu yüzden insanları karakterlerine, davranışlarına göre değil, düşüncelerine göre kategorize ediyoruz.
Aslında bu kısır bir döngüye yol açıyor ve birbirimize propaganda yapmaktan başka da bir şeye yaramıyor. Bu kısır döngüde, aynı düşüncedeki insanlar sürekli birbirlerini pohpohluyorlar.
Birçok insan herkese açık sayfaların yorumlar kısmında birbirine kin kusuyor. En büyük düşman farklılıktır. Dünyada denildiği gibi sosyal medya ile birlikte sanal linç, hoşgörüsüzlük ve nefret de arttı.
Farklı düşüncedeki insanların en azından bir kısmı, -profesyonel ya da gönüllü trollerin de manipülasyonu ile birlikte-, birbirlerinden nefret ederek yaşıyorlar.
Bir hoşgörüsüzlük çağı
İçinde yaşadığımız çağ bir hoşgörüsüzlük çağıdır. İster dinsel, isterse ideolojik kökenli olsun hoşgörüsüzlük ve kendi düşüncesini empoze etme paradigması ötekileştirmeye hizmet ediyor.
Çünkü sosyal medya canlı bir organizma gibi mahalle mahalle bölünmüş ve bu da kutuplaşmayı hızla artırmıştır.
Kişinin vitrinde olması, -yani onun tüm mahalle tarafından her an gözetlenebilir ve görülebilir olması- onun üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Ve giderek onu daha da kendi özünden, özgün düşüncelerden uzaklaştırmaktadir. Böylece kiși kendisini yeniden mahallenin resmi ideolojisi, resmi inançları çerçevesinde konumlandırıyor.
Bu nedenle sosyal medyada çoğu kişi sürekli olarak homojen bir kitlenin, bir mahallenin içindedir. Bu mahallelerin yüksek duvarları keskin sınırlarla belirlenmiştir ve genellikle de fanatik bir şekilde konumlanmıştır.
“Bana benzeyen bir insan arıyordum, ama bulamıyordum. Bütün köşe bucaklarını arayıp taradım yeryüzünün; boşunaydı direnmem. Yalnız kalamıyordum bununla birlikte. Kişiliğimi onayan biri olmalıydı; benim gibi düşünen biri olmalıydı.” (Comte de Lautréamont Maldoror’un Şarkıları)
Bazen hem benzersiz ve eşsiz olduğumuzu düşünürüz, hem de sadece birilerinin kopyası olduğumuz, herkesin birbirine benzetildiği duvarların arkasında olmayı yeğleriz. Peki bu nedir? Sadece bir onaylanma ihtiyacı mıdır?
Bilemiyorum.
Erol Anar
1 Ekim 2025 tarihinde ‘erolanar.online’da yayınlanan yazımın bir bölümü. “Kitlelerin zihinlerindeki kafesler ve komplocu zihinler” başlıklı yazımın bir bölümü. Gözden geçirildi ve biraz geliştirilerek yayınlandı.
* Comte de Lautréamont: Maldoror’un Şarkıları, İmge Kitabevi, 2015, Ankara, Çeviren: Özdemir İnce, s. 106-107.
Görsel: 哲聖 林, Pexel.
Share this content:



Yorum gönder