×

İç Dünyamın Vadilerinde

İç Dünya

İç Dünyamın Vadilerinde

Zaman zaman iç dünyamın vadilerinde gezintiye çıkarım. Vasconcelos’un “Şeker Portakalı” klasik kitaplardandır. Bu kitabı severim ve defalarca okudum. Bazen açıp tekrar tekrar göz atarım.

Kitabın bir yerinde şöyle bir diyalog vardır:

“Ne var Zeze?”
“Hiç. Şarkı söylüyordum.”
“Şarkı mı söylüyordun?”
“Evet.” “Öyleyse ben sağır olmalıyım.”
İnsanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim. (Şeker Portakalı: José Mauro de Vasconcelos, sayfa 14.)

İnsan asıl olarak kendi iç dünyasında vardır. Aslında onun dışarıya yansıyan fiziksel görünümü sadece bir imajdır. Denildiği gibi insan iç dünyasına indikçe derinleşir. Ama çoğu insan, ne yazık ki bir iç dünyasının olduğunu bile bilmez.


Örneğin ikili ilişkide bence karşıdaki özneyi duymamak, onu anlamamaya da neden olacaktır. Belki duymak anlamak anlamına gelmez. Ama duymak, anlamanın en önemli şartlarından birisidir. Duymadığın bir insanı anlayamazsın. Burada duymak derken, -karşıdaki insan konuşmazken-, sessizken bile onu duymayı kastediyorum. Fiziksel olarak duymayı kastetmiyorum.


Bu öyle bir dünyadır ki, senden başka hiç kimse iç dünyana giremez. İnsan bir başka insanın iç dünyasına ise, ancak uzaktan bakabilir. Uzaktan ve sınırlı olarak bakabilir.


Kendi iç dünyamın vadilerinde soluklanmak bana yeniden ileriye doğru yürüme enerjisi verir ve beni içsel olarak rahatlatır.

Büyük ve sonsuz denizlere açılmak

“İnsanlar hızlı akan yaşam nehrinin yanında kendilerine küçük bir havuz kazarlar, işte
havuzda kokuşur, o havuzda ölüp giderler.”
(Jiddu Krishnamurti: İç Özgürlük.)

İnsanların çoğu Krishnamurti’nin dediği gibi, o küçücük havuzlarında ölürler. Hatta hayatları boyunca o küçük havuzlarının başından ayrılmazlar. Risk almaktan korkarlar. Büyük denizlere uzaktan bile bakmazlar. Bu nedenle onların dünyaları küçüktür. O kadar küçüktür ki dünyaları, dünyayı neredeyse o havuzdan ibaret sanırlar.


Hayatım boyunca hep bilinmezliği, risk almayı, uzaklara gitmeyi düşledim. Hayatım hep bir macera içinde geçti. Hâlâ da öyledir. Hayatı bir macera gibi yaşıyorum. Bu, hayatı ciddiye almadığım anlamına gelmiyor. Hayatı hem de çok ciddiye alıyorum. Ama bazen de hiç ciddiye almıyorum. Bu bir dengedir. Sürekli değişir. Bu dengeyi kurabildiğimi düşünüyorum.


Ancak risk almaktan korkmayan insan büyük denizlerde açıldıkça, yolculuk yaptıkça özgürleşecektir. Ve o özgürleştikçe, yolculuk yapacaktır.  Bu, hep ifade edildiği gibi sadece bir yolculuktur. Ama çoğu insan ne yazık ki bu yolculuğun farkına bile varmaz.

Çünkü yıllar önce bazı şeyler öğrendim. Özgür olmaya çalışan insan ne kadar büyük denizlere açılır, büyük yolculuklara çıkarsa o kadar özgür olacaktır. Ama denildiği gibi özgürlük beyinde ve yürektedir. Hep ifade edildiği gibi özgür bir insanı hiçbir kelepçe ve zincir hapsedemeyecektir.

Sonuç olarak insan kendisini büyük denizlerde, büyük fırtınalarda, büyük alt üst oluşlarda bulur. Ve insan oralarda özgürleşir. Çünkü özgürlük sonsuzdur.


O büyük denizlere çıkmaktan korkmayan insanlara ne mutlu! Ne mutlu hayatın Sinbad’ı olanlara!

Erol Anar

Gece Notları: İnsan asıl olarak kendi iç dünyasında vardır” başlıklı ve ‘erolanar.org’da  tarihinde yayınlanan yazımdan bir bölüm.

Konuyla ilgili bir yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Görsel: winluk06, Pixabay.

Share this content:

Yorum gönder

error: Content is protected !!