“İçeriye Dönük Gözler”
İnsanın kendi içine bakarak, kendisini görmeye çalışması onun bireysel tarihinde bir devrimdir. “İçeriye dönük gözler” kişinin özgürlüğünün de başlangıcıdır.
Ursula K. Le Guin’in “…muhtemelen şimdiye dek yazılmış en iyi bilimkurgu romanı.” olarak nitelediği Zamyatin’in “Biz” adlı kitabına zaman zaman göz atarım. Bu, insana ve topluma dair güzel analizleri, tespitleri olan bir distopyadır.
“İnsanların bir zamanlar böyle birine katlanmış olmaları şaşırtıcı, değil mi? Sadece katlanmakla kalmamışlar, bir de hayranlık duymuşlar. Ne köle bir zihniyet! Değil mi?” * (Yevgeni Ivanoviç Zamyatin: Biz)
Tarihte ve günümüzde iktidarlara olan tapınma hiçbir zaman değişmiyor gibi görünüyor. Mikro ve makro iktidarlarla her tarafımız kuşatılmış. Ve insanlar kendilerini saran zincirleri kutsayarak, onlara tapınıyorlar.
Bu durum aslında sadece bazı insanlarla sınırlı değil. Toplumun çoğunluğu böyledir. Ve insanlar sanki Stockholm Sendromu tezini kanıtlar gibi efendilerine hayran oluyorlar. Hiç sorgulamadan efendilerine tapınıyorlar.
“İçeriye dönük gözler”, kişinin kendi iç dünyasına bakışıdir. Ve kişinin aynı zamanda dış dünyanın da farkına varmaya başlamasını sağlayabilir. Bu, bireyin özgürlüğünün de başlangıcıdır.
Bu durumu muhteşem kitabında Eugene de la Boétie şöyle açıklıyor:
“Halk bir kere kulluklaşmaya görsün,
özgürlüğü öylesine unutuyor ki,
artık onun uyanıp yeniden özgürlüğünü
ele geçirmesi olanaksız oluyor.
Üstelik halk, çok içten ve istekli bir biçimde
kulluk (hizmet) ediyor. Bu durumu gören,
onun özgürlüğünü değil de
köleliğini kaybettiğini sanır.” **
Eugene de la Boétie
Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev
Mikro ya da makro, iktidar hipnotize edici, büyüleyici bir kavram olarak öne çıkıyor.
Tepki duyan bir yazar
Zamyatin, yaşadığı dönemde ülkesinde yazdıklarının yayınlanmasına izin verilmeyen, yasaklanan bir yazardır. O, makro ve mikro iktidarların acısını çekmiştir.
Ve bu yüzden Rusya’dan, Paris’e sürgüne gitmeyi göze alıyor. Daha sonra Paris’te yoksul ve yalnız bir şekilde hayata gözlerini yumuyor.
Bu yüzden o, sıradan insanın bu derece gözü kapalı biçimde itaat etmesine şaşırmıştır. Ama kendisi bu duruma katlanamamış ve tepki duymuştur. Yazdıklarıyla buna karşı çıkmıştır.
Yani Zamyatin insanların, toplumun çoğunluğu gibi makro iktidarlara boyun eğip, üstelik bir de onlara hayran olmamıştır. Bu yüzden bunun bedelini de sürgüne giderek ödemiştir.
Çünkü gözlerini açan ve sorgulayan insanlar, iktidar kavramının gerçekte ne olduğunu ve ne ifade ettiğini görebilirler. Fakat köle ruhlu bir insan, bu kavramın içeriğini göremeyecektir.
“İnsan bedeni, bu ‘daireler’ kadar aptalca yapılmıştı; insan kafaları saydamsızdı ve bu minik pencereler, yani gözler dışında içini görmenin yolu yoktu.” ***(Zamyatin: Age, sayfa 25.)
Sonuç olarak insanın iradesini kendi eliyle bir başkasına gönüllü olarak teslim etmesi anlaşılmaz bir şeydir. Ve üstelik de ona hayran olması hâlâ çözülememiş bir bilmecedir.
Erol Anar
“Belki de Hayata Fazlayız Ya da Eksik” başlıklı yazımdan bir bölüm. 31 Ekim 2025 tarihinde erolanar.org’da yayınlandı. Daha sonra gözden geçirilerek geliştirildi.
* Yevgeni Ivanoviç Zamyatin: “Biz”, İthaki Yayınları, Ocak 2020 İstanbul, Çeviri: Serdar Arıkan, Fatma Arıkan, sayfa 40.
** Eugene de la Boétie: Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, İmge Kitabevi Yayınları, Çeviri: Mehmet Ali Ağaoğulları, 3. Baskı: Kasım 1011 Ankara, sayfa 32.
*** Zamyatin: Age, sayfa 25.

Üst görsel: Jan Krnc, Pexel; alt görsel: Elizaveta Dushechkina, Pexel.
Share this content:


Yorum gönder