İnsanları Sevmek Üzerine
İnsanları sevmek üzerine zaman zaman düşünürüm. Eskiden çok hümanisttim, şöyle düşünürdüm: İnsanları, insanlığı seviyorum. Aslında ne kadar büyük ve iddialı bir söz! İnsanlar ya da insanlık dendiğinde, içinde her türlü mahlûkat var; her türlü yozlaşmış, kötü, pislik, iğrenç, düşünemeyeceğimiz şeyler var. Yani insanlık hepsini içinde barındırıyor.
Çünkü halk, insanlık gibi kavramlar 19. yüzyılın yüceltilmiş kavramlarıdır ve antroposantrik bir bakış açısıyla hep dile getirilmiştir. Dolayısıyla çok büyük bir laf bu ve gerçekçi değil. Ben şimdi “İnsanları seviyorum, insanlığı seviyorum” diye hiç demiyorum; böyle bir şey aklımdan bile geçmiyor.
“Bazen insanların içine dalıverdiğimde bir şaşkınlığa, boşluğa düşerim; sanki ölmüşüm gibi gelir, solgun, renksiz bir gölge olarak yaşıyormuşum aynı zamanda, ilk meltem yere çalacakmış beni, biri dokunduğu anda toza dönecekmişim.” (Fernando Pessoa: Huzursuzluğun Kitabı, 10. Basım Aralık 2013 İstanbul, Çev: Saadet Özen, sayfa 319)
Ama sadece bazı insanları seviyorum, o kadar. Buna kendi dünyamda, kendi ölçütlerimde değen insanlar. Diğerlerini sevmiyorum; sevmek zorunda da değilim. Beni de sevmeyenler de olabilir; bu da normal.
Böylece Foucault’nun dediğine geliyorum: “İnsan dediğimiz şey yakın tarihin icadıdır ve sonu yakındır.” diye yazmıştı.
Gerçekten insanın sonu, bazı bilim insanlarının da belirttiği gibi belki de düşünemeyeceğimiz kadar yakın. Hem kendisinden kaynaklı içsel, hem de dışsal etkenler var. Evrendeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgili olarak koşullar kötüleşiyor ve çok hızlı değişiyor. Örneğin, iklim değişikliğinin bu kadar hızlı sonuçlar doğuracağını kim düşünürdü?
Örneğin yarın başka sorunlar çıkacak, bunu bilim insanları da söylüyor. İnsanlar var ve insanlar var. Dolayısıyla, insanların büyük bir kısmını sevmiyorum; belki bir elin parmakları kadar, belki biraz daha fazla insanı seviyorum.
Bu yüzden hayvanları ve doğayı daha çok seviyorum.
Sonuç olarak insanların olmadığı bir dünya, hayvanlar, doğa ve bütün dünya için çok daha iyi olacaktır.
Erol Anar
2 Mart 2025 tarihinde “erolanar.org”da yayınlanan “Pencereler” adlı yazımdan bir bölüm.
Fotoğraf: Quang Nguyen Vinh, Pexel.
Share this content:



Yorum gönder