Hayatın karşısında dik durmak
Dik durmak zordur
Bugünlerde Japon yazar Kawabata’nın bazı kitaplarını okuyorum. Beni son aylarda Japon edebiyatı çekiyor. Uzakdoğu’ya has, hayata incelikli ve doğal yaklaşımları var. Kawabata ise kendine özgü yalın üslûbu ile yazıyor. Yazar, henüz iki yaşındayken yetim kalıyor. Ve büyükannesi ve büyükbabası tarafından yetiştiriliyor. Sanki içine gömdüğü o saklı duygularını daha sonra romanlarıyla dile getiriyor.
Kendi hayatı da romanları kadar ilginçtir. Yazar, Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıktan dört yıl sonra, hayatına son vererek intihar ediyor. Belki de hayatın ne kadar anlamsız olduğunu dünyaca tanındıktan sonra anlamıştır. Kim bilir …
Onun romanlarında denildiği gibi, “…hazin güzellikte çiçeklerle bezenmiş gizli bahçeler” vardır.
“Kiraz Çiçekleri” adlı kitabında şöyle yazıyor ;
Ama ne yazık ki hayatın içinde böyle değildir. Çoğu insan daha doğar doğmaz eğilmeyi, bükülmeyi öğrenir. Dik durmak zordur. Birey ailede, okulda, işyerinde, askerlikte, her yerde itaat etmek, eğilmek, bükülmek ve bir bukalemun gibi renkten renge girmeyi içselleştirir.
Toplumlar ve devletler her fırsatta insana şükür etmeyi, itaat etmeyi öğretirler. Günün çeşitli saatlerinde işyerinde bir zavallı olan adam, evine geldiğinde -denildiği gibi-, bir cellat kesilir ve o da içindeki tiranlık duygusunu evinde tatmin etmeye başlar. Onun tüm davranıșlarına ezilmişliğin verdiği bir aşağılık kompleksi yansır.
Kawabata’nın dediği gibi, insan keşke hiç eğilmese, bükülmese, serviler gibi dimdik yaşasa ne iyi olurdu. Ama insanların çoğu çıkarı için bulunduğu kabın içindeki şekli alan sıvı gibidir. Dimdik yaşayan insan sayısı ne yazık ki çok azdır, belki toplumun içinde, belki yüzde beș bile değildir. Bunlar da ezilir, sürülür, hapsedilir, izole edilir ve toplumun dışına atılırlar.
İșin ilginç yanı, insan eğilip büküldüğünü bilse bile, buna uygun bir felsefe yaratır ve o bakışla birlikte kendisini hiç de küçük görmez, aşağılamaz.
Çünkü o kendince eğilip bükülmeyi toplumun ona öğrettiği gibi bir takım yüce değerler için yapıyordur. Mikro veya makro iktidarlar, milliyetçilik, ideoloji, tabular, dinler, inançlar, gelenekler v.s.
Kafka ise șöyle yazmıș bu konuda:
Makro ve mikro iktidarların etkisi
En kötüsü ise bunu kișinin zorunlu olarak değil de, gönüllü olarak yapmasıdır. Birçok insan gönüllü olarak makro ve mikro iktidarların karşısında eğilip bükülür.
Hayatım boyunca eğilip bükülmemeye çalıştım. Kimseye gidip durduk yerde saygısızlık yapmadım. Ama kimsenin karşısında da ezilmedim, eğilip bükülmedim. Bir nevi kafamın dikine yaşadım. Kișisel çıkarlarımın değil de, yapabildiğim ölçüde aşkımın, maceranın, duygularımın peşinden gitmeyi yeğledim.
Önemli olan düş kurmanın bana verdiği sonsuz haz ve derinliktir.
Lisede bir İngilizce öğretmenimiz vardı, Zeliha hanım. Severdim kendisini. O bir gün şöyle demiști: “Nokta kadar menfaat için, virgül kadar eğilmeyin.”
Bu söz , ta ki şimdiye kadar her zaman kulaklarımda yankılandı. Çocukken arkadaşlarımla dik durmayı, zaten biz romanlardan öğrenmiştik. Hayatın karşısında ezilmemeyi, bükülmemeyi, eğilmemeyi, hiç kimseden emir almamayı. Bu bizim için önemli bir dersti.
Daha önce yazdığım gibi özellikle John Steinbeck ve Jack London’ın romanlarındaki asi, serseri ruhlu tiplerden maceracı olmayı, dik durmayı, eğilip bükülmemeyi öğrenmiştik.
Erol Anar
“Nokta kadar menfaat için, virgül kadar eğilme!” adlı yazımdan kısa bir bölüm. 31/08/2025 tarihinde yayınlandı.
Share this content:



Yorum gönder